Graffiti Ve Mizahı Buluşturan 10 Fotoğraf

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ MISIRIN VETOSU NEDENİYLE KINANMADI

Tesbih Severler İçin Birbirinden Muhteşem 10 Tesbih !

EN SADIK 10 KÖPEK CİNSİ

En Duygusal Filmler – En Güzel Aşk, Dram, Duygu Dolu 10 Film.

Filmler, Listeler 5 June, 12:47'de eklendi

En duygusal Filmleri, Aşk, Dram dolu 10 filmi Sizler için  listeledik izlerken göz yaşlarınızı tutamayacağınız bu bir birinden duygusal 10 film sizler için özenle hazırlanmıştır. Diğer film listeleri için de sitemize bakabilirsiniz.

 10) Bir Rüya İçin Ağıt

 

Uyuşturucuya esir düşmüş bir genç, televizyon başından kalkmayan annesi ve aralarında günden güne oluşan bir boşluk… Uyuşturucu bağımlısı olan  Harry’nin  tek isteği daha fazla uyuşturucuyken; televizyon bağımlı annesini hayatta tutan tek şey ise en sevdiği yarışma programıdır. Bir gün bu yarışmaya katılmaya hak kazanır ve tek isteği, ödül olan kırmızı  renkl, elbiseyi  giymek olacaktır.

Bir Rüya İçin Ağıt (İngilizce: Requiem For A Dream) 1978 tarihli Hubert Selby Jr.‘ün romanından, 2000 yılında sinemaya uyarlanan, yönetmenliğini Darren Aronofsky‘nin yaptığı ve başrollerini Ellen Burstyn, Jennifer Connelly, Marlon Wayans ve Jared Leto‘nun paylaştığı bir trajedi filmidir. Ellen Burstyn bu film ile 2000 Akademi Ödülleri En İyi Aktris ödülüne aday olmuştur

 

 

9) Yukarı Bak – UP 

Genç Carl Fredricksen utangaç, sessiz bir çocuktur. Ünlü kaşif Charles F. Muntz’a hayrandır. Muntz’un, Güney Amerika‘daki Cennet Şelaleleri‘nde bulduğunu iddia ettiği devasa kuşun sahte iskeletini üretmekle suçlandığını öğrenince üzülür. Muntz oraya gidip onun canlısını yakalamadan dönmemeye yemin etmiştir. Bir gün Carl, Ellie (Elizabeth Docter) adında enerjik ve biraz da erkeksi hareketleri olan bir kızla arkadaş olur. O da Carl gibi bir Muntz hayranıdır. “Klüp evini” (çevredeki terkedilmiş bir ev) Cennet Şelalesi manzaralı bir uçuruma taşıma isteğini Carl’a sır verir ve ona kendine yardımcı olması konusunda söz verdirtir. Carl ve Ellie sonunda evlenir ve onarılmış evde birlikte yaşlanırlar. Bu sürede Carl sırayla oyuncak balon satıcısı ve “zookeeper” olarak çalışır. Çocuk sahibi olamayan ikili defalarca Cennet Şelalesi’ne seyahat için para biriktirir; fakat sonunda daha acil ihtiyaçları için harcarlar. En sonunda Carl yaşlılığında yola çıkmaya karar verir; fakat Ellie aniden hastalanıp ölür ve onu yalnız bırakır.

Bir süre sonra, Carl kentsel gelişim tarafından çevrelenen evinde yaşamaya devam eder ve evi satmaya direnir. Posta kutusuna zarar verdiği için bir inşaat işçisini yaralamasıyla sona erer. Bu yüzden mahkeme evi boşaltıp huzurevine taşınmasına karar verir. Fakat Carl’ın aklına Ellie’ye verdiği sözü tutmasını sağlayacak bir fikir gelir: binayı yerinden kaldırmak için binlerce helyum balonu kullanıp evini geçici bir zepline çevirmek. Sonuncu rozeti olan “Yaşlılara Yardım” başarı rozetini kazanmak için Carl’ı rahatsız eden, Russell isimli genç bir Doğa Kaşifi kazara yolcusu olur.

Bir gök gürültülü sağanaktan kurtulduktan sonra, ev Cennet Şelalesi’ne bakan bir dağ geçidinin yanına iner. Carl ve Russell evi, hareketsiz kalması için kendilerine bağlarlar ve balonların havası kaçmadan önce şelaleye varmayı umarak vadinin etrafında yürümeye başlarlar. Daha sonra civcivlerine ulaşmaya çalışan uzun, renkli bir uçamayan kuşla (Russell’ın “Kevin” adını verdiği) ve sonra da konuşmasını sağlayan özel bir tasma takan, Dug isimli bir köpekle arkadaş olurlar.

Carl ve Russell Alpha adlı bir köpeğin önderliğindeki bir sürüyle karşılaşırlar. Onları Dug’ın ustası, yaşlanmış Charles Muntz’a götürürler. Muntz Carl ve Russell’ı zeplinine davet eder. Orada, yıllarının, Cennet Şelalesi’nde devasa kuşu araması rezaletiyle geçtiğini anlatır. Russell’ın safça Kevin’le olan arkadaşlığını açıklaması üzerine, Muntz becomes disturbingly hostile, prompting the pair, Kevin, and Dug to flee, chased by Muntz’s dogs. Muntz sonunda onlara yetişir ve Carl’ın evinin altında bir yangın başlatır. Böylece Carl’ı eviyle Kevin arasında bir seçim yapmak zorunda bırakır. Carl, Muntz’un kuşu almasına izin vererek yangını söndürmek için koşar. Carl ve Russell sonunda şelaleye varır; fakat Russell Carl’a kızgındır.

Evine yerleşen Carl üzgün bir şekilde Ellie’nin çocukluk albümüne gömülür. Evlilik fotoğraflarını ve Ellie’den yenisine devam etmesini söyleyen, “macera” için teşekkür notunu görünce şaşırır. Yeniden canlanan Carl Russel’a bakmak için dışarı çıkar ve onu, Kevin’ı kurtarmak için birkaç balonla uçarken görür. Mobilyalarını ve eşyalarını atıp evi boşaltır ve onu izlemeye yola çıkar.

Russell Muntz tarafından ele geçirilir; fakat Carl uçan seplini yönetip Russell’ı da, Kevin’ı da kurtarır. Muntz zeplinin çevresinde onları izler, sonunda Dug, Kevin ve Russell’ı Carl’ın evinde köşeye sıkıştırır. Muntz onlara çok yaklaşmışken, Carl Kevin’ı pencereden dışarı çıkması ve arkasına bağlı olan Dug ve Russell’la birlikte gemiye dönmesi için yemler. Onlardan sonra Muntz da sıçrar, fakat ayağına birkaç balon ip takılır ve düşerek ölür. Halatın kopmasıyla ev gözden uzağa, bulutlara doğru iner. Carl bunun en iyisi olduğunu kabul eder.

Carl ve Russell Kevin’ı civcivlerine kavuşturur. Daha sonra zeplinle birlikte şehre uçarlar. Russell’ın babası oğlunun Kaşif mezuniyetini kaçırınca, Carl Russell’a gururlu bir şekilde son rozetini sunar: üzüm sodası kapağı. Carl bunu Ellie ile ilk karşılaştığında ondan almıştı. İkisi zeplini de yakınlarına park edip dondurmalarıyla birlikte dükkanın dışındaki kaldırıma oturmuş, Russell ve babasının bir zamanlar yaptığı şekilde yapıp eğlenirler. Bu sırada, Carl’ın evi Ellie’ye verdiği sözdeki gibi Cennet Şelalesi’nin yakınındaki kayalığa indiği görülür.

8)Forrest Gump

Forrest otobüs durağında beklerken, kendisiyle aynı bankta oturan yabancılara hayat hikayesini anlatmaya başlar. Hikayesi, Forrest henüz bir çocukken kambur olan sırtını düzeltmek için taktığı ve diğer çocukların zorbalık yapmalarına neden olan bacak aparatlarını anlatmasıyla başlar. Annesi Alabama’da Greenbow bölgesindeki evlerini pansiyon olarak işletmektedir ve Forrest evlerininde bir müddet konaklayan Elvis Presley(Peter Dobson)’e hip-swinging dansını öğretir. Okul hayatının ilk gününde okul servisinde görür görmez aşık olduğu ve ileride de en iyi arkadaşı olacak olan Jenny’e rastlar. Kendisine zorbalık yapanlardan kurtulmaya çalıştığı bir gün, bacağındaki aparatlar kendiliğinden ayrılır ve orta seviyede ki zekasına rağmen yüksek hızda koşabildiğini görür; bu sayede Alabama Üniversitesi‘nden burs kazanır. Üniversite yıllarında, George Wallace’nin Stand in the School House Door(zencilerin okula girmemesi için okul kapısında bekleyerek gerçekleştirdiği eylem)’e tanıklık eder, Amerikan futbolu oynamaya başlayıp ün kazanır ve bu sayede Başkan John F. Kennedy ile tokalaşma imkanı bulur.

Forrest, üniversiteden mezun olduktan sonra, daha sonraları birlikte karides işine girmek üzere anlaştıkları Benjamin Buford Blue(Mykelti Williamson), yani “Bubba” ile arkadaş olacakları Birleşik Devletler Ordusuna katılır. Forrest ile Bubba birlikte o esnalarda savaşın hüküm sürdüğü Vietnam’a gönderilirler ve devriye gezdikleri bir gün pusuya düşürülürler. Forrest, müfreze komutanı teğmen Dan Taylor(Gary Sinise) ile birlikte dört kişiyi kurtarır; fakat Bubba ölür. Forrest ise bu esnada kalçasından vurulur ve üstün cesaretinden ötürü Başkan Lyndan B. Johnson’dan şeref madalyası alır. Tedavisi esnasında Forrest, aldığı yaralardan ötürü bacağı diz kapağının altından kesilen teğmen Dan ile tekrar karşılaşır. Teğmen Dan, kendisini kurtararak sakat kalmasına neden olduğu ve kaderinin önüne geçtiğini, kendisinin de ataları gibi savaşta ölmesi gerektiğini düşündüğü için, kendisini kurtaran Forrest’a kızgındır. Forrest, Washington’dayken National Mall’de savaş karşıtı bir gösteriye istemeden katılır ve orda Jenny ile karşılaşır. Birlikte tüm gece dolaşırlar fakat Jenny ertesi gün ağzı bozuk erkek arkadaşına geri döner.

Forrest bir ara pinpon oynamadaki yeteneğini keşfeder ve Birleşik Devletler Ordu Takımında oynamaya başlar, hatta Çin takımına karşı oynanan bir dostluk maçında görev alır. Ardından Beyaz Saraya tekrar çıkar ve Başkan Richard Nixon ile tekrardan bir araya gelir, Başkan Gump’a Watergate Oteli’nde bir oda ayarlar, Gump burda Watergate Skandalının ortaya çıkmasına istem dışı olarak yardımcı olur. Elde ettiği sayısız başarıdan ötürü John Lennon ile birlikte The Dick Cavett Show’a katılır ve burda Lennon’un “Imagine” şarkısına esin kaynağı olur. Forrest hayattan umudunu kesmiş, içki müptelası haline gelen teğmen Dan ile tekrar karşılaşır. Dan, Forrest’ın karides işine girme planlarını küçümser ve bu işe girerse kendisinin ilk elemanı olacağına dair alaycı bir şekilde söz verir. Bu esnada Jenny kendi hayatını mahvedecek bir çizgide ilerlemektedir; sayısız erkekle zaman geçiren bir eroin bağımlısı haline gelmiştir hatta bir seferinde intihar etmeyi düşünür. Forrest ordudan ayrıldıktan sonra pinpon reklamından kazandığı parayla Bubba’ya askerdeyken verdiği sözü tutarak bir karides teknesi alır ve adını Jenny koyar. Komutan Dan de sözünü tutarak Forrest’ın yanına gelir ve ilk çalışanı olur. Başlarda karides işinde şansları pek yaver gitmez; fakat Carmen kasırgasının diğer teknelere zarar verip rekabeti ortadan kadırmasıyla birlikte Bubba Gump Karides Şirketi büyük bir başarı elde eder. Kasırga esnasında Tanrıyla barışan komutan Dan, sonunda Forrest’a hayatını kurtardığı için teşekkür eder. Daha sonra Forrest hastalanan annesi için eve geri döner ve bir süre sonra annesi vefat eder. Forrest şirketi Dan’in yönetimine bırakır ve o da daha sonraları tüm servetini kendilerini milyoner edecek bir meyve şirketine (Apple Company)’e yatırır. Forrest, Bubba’nın annesine, bayılmasına ve düşük ücretle çalıştığı işi bırakmasına neden olacak hatırı sayılır bir miktar içeren çek verir.

Jenny, Forrest’ın yanına geri döner ve bir müddet onunla kalır. Forrest Jenny’e evlenme teklif eder fakat Jenny reddeder. Birlikte geçirdikleri gecenin ardından Jenny ertesi gün sessizce evden ayrılır. Forrest bir miktar koşmaya karar verir fakat koşusu batı sahilinden doğu sahiline uzanan bir maratona dönüşür. Koşu esnasında Forrest’ın pek çok takipçisi olur ve iflas etmiş pek çok girişimciye de esin kaynağı olur. Bir gün koşmayı aniden bırakır ve evine döner. Jenny’den kendisini ziyaret etmesini isteyen ve hayatını bankta anlatmasına neden olan bir mektup alır. Buluştuktan kısa süre sonra, kendisi gibi Forrest adında bir oğlu(Haley Joel Osment) olduğunu öğrenir ve Jenny kendisine bilinmeyen bir virüsün bulaştığını söyler. Bu sefer evlenme teklifini Jenny yapar, Forrest kabul eder; Alabama’ya küçük Forrest ile dönerler ve evlenirler. Düğün törenine protez bacak kullanmaya başlayan teğmen Dan de nişanlısı ile birlikte katılır. Jenny kısa bir süre sonra ölür. Forrest, okulun ilk gününde küçük Forrest’ı okul servisine bindirmek için, kendisinin de okula ilk başladığında annesinin oturduğu ağaç kütüğünün üzerine oturarak bekler, bu esnada kitap ayracı olarak kullandığı kuş tüyünün rüzgarda uçuşmasını izler. Mutlaka izlemeniz gereken duygusal filmlerdendir

         7) Ateşböceklerinin Mezarı

Ateşböceklerinin Mezarı II. Dünya Savaşı’nın sonuna yakın bir dönemde Japonya’da geçer. Filmde, bombalanan Kobe şehrinde hayatta kalmış 14 yaşındaki Seita (清太) ve onun dört yaşındaki kızkardeşi Setsuko’nun (節子) umutsuz çabaları anlatılır.

Filmin başlangıcında, nasıl sonlanacağı sezinlenmektedir. Seita Sannomiya İstasyonu‘nun karanlık bir köşesinde terkedilmiş ve bir deri bir kemik halde ölür. Ardından ruhu kızkardeşinin ruhuyla biraraya gelir ve kardeşler trenle çeşitli istasyonlara giderken geriye dönüşlerle ve fondaki sesle geçmiş anlatılır.

Liman şehri Kobe’ye bombalı saldırı yapıldıktan sonra anneleri ölen Seita ve Setsuko teyzelerinin yanına giderler. Başlangıçta iyi görünen teyzeleri zamanla çocuklara daha az yemek verip daha kötü davranmaya başlar. Bunun üzerine kardeşler şehrin dışında yer alan eski bir sığınağa taşınmaya ve kendi kendilerine bakmaya karar verirler.

Seita, kendisi ve kardeşi için tarlalardan sebze çalmaya ve bombalama esnasında evleri yağmalamaya başlasa da yiyecek bulmak giderek zor bir hale gelir. Sonunda küçük kız yetersiz beslenmeden ölür. Seita kardeşi için insanlardan uzakta yalnız bir cenaze töreni düzenler. Ardından kız kardeşine ait küllerin birazını şeker kutusuna ekler ve kutuyu ve babasının fotoğrafını birlikte ölene kadar taşır.

Filmin sonunda Seita ve Setsuko’nun ruhları görülür. Artık sağlıklı ve iyi giyimli görünmekte ve yan yana oturarak günümüz Kobe‘sine bakmaktadırlar.

6) NOT DEFTERİ ( THE NOTEBOOK)

The Notebook, Nick Cassavetes‘in yönetmenliğini yaptığı, Nicholas Sparks‘ın aynı isimli romanından uyarlanan, 2004 yılında çekilen romantik filmdir. Filmin başrol oyuncuları Ryan Gosling ve Rachel McAdams, 1940‘ların başlarında yaşayan, birbirine çok aşık bir çifti canlandırıyor.

5)Hachi: A Dog’s Tale

Hachiko: A Dog’s Story, 2009 ABD yapımı drama filmi.

Film, bir sanat profesörünün, akita cinsi bir köpekle olan duygusal ilişkisini anlatmaktadır.

4)Çizgili Pijamalı Çocuk

Nazi Almanyası Bruno’nun babasını görevli olarak Polonya’ya gönderir. Bruno, kasabadaki toplama kampının tel örgülerinin öbür yanındaki bir çocukla arkadaş olur. Ancak iki çocuk arasında gelişen bu dostluk, özellikle oğlunun bu kampla ilgili gerçeği öğreneceğinden kuşkulanan Alman annenin (Vera Farmiga) endişelerini artıracaktır. Bruno ve ailesinin yeni evleri bir buçuk milyon Yahudi’nin Nazilerce öldürüldüğü Auschwitz toplama ve yok etme kampı‘nın bitişiğindedir.

 

 

3) Yeşil Yol – The Green Mile

Oldukça iri yarı biri adam olan John Coffey, iki küçük kızı öldürmek suçundan idama mahkûm olmuştur. Ürkütücü görünümünün aksine oldukça ince ve karmaşık bir iç dünyası olan Coffey, bazı doğa üstü güçlere sahiptir. Hapishanenin infaz odası baş gardiyanı Paul Edgecomb’un ona gerçekten suçlu olup olmadığını sorması ile birlikte aralarında bir diyalog başlar. Hasta olan Edgecomb’un Coffey’in güçleri sayesinde iyileşmesiyle olaylar gelişmeye başlar. Coffey, doğa üstü gücü sayesinde kendi içine çektiği hastalıkları ağzından serbest bırakarak hayatına devam edebilmektedir. Edgecomb’in, Coffey’in bu gücünün farkına varmasıyla Coffey’e olan düşünceleri tamamen değişmeye başlar. Coffey bu gücü sayesinde mucizeler yaratmaktadır ve Edgecomb bu mucizenin yaşamaya devam etmesi gerektiğini düşünmektedir.[1].

 

 

 

 

2)Schindler’in Listesi

 

II. Dünya Savaşı, Nazi Almanyası. Oskar Schindler Almanya‘ya iş kurmak amacı ile gelir. Fakat beş kuruşu yoktur. Kendi deyişiyle sunum yeteneği sayesinde birçok üst düzey Alman SS subayı ile dost olur. Bu sırada Yahudi Soykırımı başlamıştır. Schindler’in fabrikası artık getto kamplarındakilerin cennet kapısı olmaya başlamıştır. Schindler´in yardımcısı Itzhak Stern de bir Yahudidir. Stern, Schindler’in fabrikasının idaresini yürütürken, bir yandan da belgelerde yaptığı değişikliklerle birçok Yahudi’yi Alman savaş gücü için gerekli göstererek, fabrikaya alır ve toplama kamplarına gönderilmekten kurtarır.

Sonrasında, gettolardaki Yahudiler, Kraków‘un güneyinde inşaa edilen Plaszow Toplama Kampına sürülür ve bu sırada Alman askerlerinin gettoları boşaltmasını bölgeye hakim bir tepeden izleyen Schindler, birçok Yahudi’nin öldürülmesine tanık olur. Fakat, Stern’in de uyarılarıyla, özellikle Plaszow kampının komutanı Amon Göth başta olmak üzere, Alman subaylarıyla işbirliğine devam eder. Fabrika bir yandan kâr amacıyla çalışırken, Schindler bir yandan da mümkün olduğunca çok Yahudi’nin kurtarılması için çabalamaktadır.

Bu esnada, Berlin‘den gelen emirle, kamp tasfiye edilip, tüm esirler Auschwitz‘e sürülmeye başlanır. Schindler, her işci için verdiği yüklü miktardaki rüşvetle, Amon Göth‘ü kendi Yahudileri’ni, eski evinin bulunduğu Zwittau-Brinnlitz’de (Çekoslavakya) kuracağı fabrikaya götürmeye ikna eder. Gene de sorunlar devam eder ve Schindler’in fabrikasına götürülmek üzere trene bindirilen erkeklerin fabrikaya ulaşmasına rağmen, Yahudi kadınlar bir yanlışlık sonucu Auschwitz‘e götürülür. Fakat, Schindler kampın komutanı Rudolf Höß‘e verdiği rüşvet ile kadınları tekrar kurtarır ve sonunda listesinde bulunan tüm Yahudileri kendi fabrikasına aldırmayı başarır.

Almanya’nın teslim olması ile beraber, halen bir Nazi partisi üyesi ve kendi deyişiyle köle işçilerden kazanç sağlayan bir kimse olduğu için Schindler, Sovyet askerlerinden kaçmak zorundadır. SS korumalarına, evlerine bir katil veya insan olarak dönmenin ellerinde olduğunu söyler ve askerler esirlere dokunmadan fabrikayı terk ederler. Gece, işçileri ile vedalaşması esnasında, işçiler Schindler’e gerekirse delil olrak sunması için her birinin imzaladığı ve onlar için bir katil olmadığını izah ettikleri bir mektup ile üzerine Talmud‘dan “Kim ki bir insanın hayatını kurtarır, o tüm Dünya’yı kurtarır” sözünün işli olduğu, bir işçinin altın dişinden dövdükleri bir yüzük verirler. Schindler, duygulanır ve ağlayarak tüm bunların yeterli olmadığını, elinden gelenden daha fazlasını yapmış, daha fazla insan kurtarmış olabileceğini söyler.

Ertesi sabah, Schindler Yahudileri, doğan güneş ile uyanırlar ve gelen bir Sovyet askeri tarafından artık özgür oldukları söylenir. Birlikte, yiyecek bulmak adına yürüyen işçiler, sahnenin değişmesi ile birlikte, Oskar Schindler’in Kudüs‘de bulunan mezarına doğru yürüyen, günümüz Schindler Yahudileri’ne dönüşür. Filmde son olarak, Schindler’in kurtardığı yaklaşık 1100 kişinin soyundan gelenlerin, filmin çekildiği tarihte yaklaşık 6000 kişi olduğu ve bir zamanlar milyonlarla ifade edilen Polonya Yahudileri’nin artık 4000’den daha az bir sayıyla ifade edildiği seyirciye yansıtılır.

 

1) TİTANİK

1996 yılında hazine avcısı Brock Lovett ve ekibi “Okyanusun Kalbi” adlı bir elmas kolyeyi aramak amacıya RMS Titanic‘in enkazında araştırmalar yapmaktadır. Kolyenin Caledon “Cal” Hockley’in kasasında olduğuna inanan ekip kasaya ulaşır; ama kasada kolye yerine Titanic‘in battığı gece olan 14 Nisan 1912 tarihine ait kolyeyi takan çıplak bir kadın resmi bulunur. Resmin bulunduğu haberini alan Rose Dawson Calvert adlı yaşlı bir kadın Lovett’ı arar ve resimdeki kadının kendisi olduğunu iddia eder. Bunun ardından torunu Lizzy Calvert’la birlikte Lovett ve ekibini gemilerinde ziyaret eder. Kolyenin yeri hakkında bir bilgisi olup olmadığı sorulduğunda Rose Titanic‘teki anılarını anlatmaya başlar ve geminin battığı gece öldüğü düşünülen Rose DeWitt Bukater olduğunu söyler.

1912 yılında 17 yaşındaki birinci sınıf yolcusu Rose, gemiye Southampton‘da Pittsburgh‘lu çelik alanında çalışan zengin bir iş adamının oğlu olan nişanlısı Cal ve annesi Ruth DeWitt Bukater ile biner. Ruth, evliliğin DeWitt Bukater’ların gizli mali sorunlarını çözeceği gerekçesiyle Rose’un nişanlılığının önemini vurgular. Nişanlılığından dolayı çılgına dönen Rose, geminin kıçından atlayarak intihar etmeyi düşünür. Jack Dawson adlı başıboş bir ressam onu durdurur. Bu olay sırasında görevliler tarafından geminin kıçında Jack’le birlikte bulunan Rose, merağından dolayı geminin ucundan baktığını ve Jack’in onu düşmekten kurtardığını söyler. Rose’un ısrarları üzerine Cal müteşekkir olduğunu göstermek için Jack’i ertesi akşam yemeğe davet eder. Cal ve Ruth üçüncü sınıftan gelen genç adamdan rahatsız olsa da Jack ile Rose çekingence bir arkadaşlık geliştirir. Birinci sınıftaki akşam yemeğinin ardından Rose gizlice üçüncü sınıftaki bir partide Jack’e katılır.

Cal ve Ruth tarafından Jack’i görmesi yasaklanan Rose, Jack’in devam eden ilgisini kesmeye çalışır. Buna karşın kısa süre içerisinde Jack’i Cal’a tercih ettiğini fark eder ve Titanic‘in günışığını gördüğü son anlarda geminin başında onunla buluşur. Bunun ardından Rose’un lüks kamarasına giderler. Kamarada Rose Jack’ten kendisinin Cal’ın nişan hediyesi olan Okyanusun Kalbi’ni taktığı ve tamamen çıplak olduğu bir resmini yapmasını ister. Daha sonra Cal’ın korumasını atlatan ikili, geminin kargo bölümünde sevişir. Geminin ön havuz güvertesine giden ikili, burada geminin bir buzdağıyla çarpışmasına tanıklık eder ve gemi görevlilerinin durumun ciddiyetinden bahseden konuşmalarına kulak misafiri olur.

Cal, Jack’in yaptığı resmi ve Rose’un bıraktığı alaycı notu kasasında kolyeyle birlikte bulur. Çok sinirlenen Cal, korumasına Jack’in paltosunun cebine kolyeyi bıraktırır. Kolyeyi çalmakla suçlanan Jack, geminin alt kısımlarında bulunan güvenlik sorumlusunun bürosuna götürülüp burada bir boruya bağlanır, Cal ise kolyeyi kendi paltosuna koyar. Rose, Cal ile bir filikaya binmiş olan annesini terk ederek aşağıya iner ve Jack’i serbest bırakır. Bunun ardından gemi, yakınlarda bulunan diğer gemilerin dikkatini çekmek için işaret fişekleri atmaya başlar.

Jack ve Rose güverteye ulaşınca Cal ve Jack Rose’u filikalara binmesi için ikna eder, bu sırada Cal kendisi ve Jack’i güvenle gemiden uzaklaştıracak bir anlaşma yaptığını söyler. Rose filikaya bindikten sonra Cal Jack’e anlaşmanın sadece kendisi için geçerli olduğunu söyler. Rose’un bindiği filika indirilirken Rose Jack’ten ayrılamayacağını fark edip onunla yeniden bir araya gelmek için Titanic‘e geri atlar. Çok sinirlenen Cal tabancayla onları içerisine su dolmakta olan birinci sınıf yemek salonuna kadar kovalar. Mermilerini tükettikten sonra kendisine acı veren bir biçimde elmasın Rose’a verdiği ceketinde kaldığını fark eder. Geminin durumunun artık acil olması nedeniyle güverteye dönüp kayıp bir çocuğa eşlik edermiş gibi yaparak filikalardan birine biner.

Jack ile Rose üst güverteye geri döner. Bütün filikalar ayrılmıştır ve geminin kıçı yükseldikçe yolcular gemiden aşağıya düşmektedir. Gemi ikiye ayrılır ve kıç bölümü doksan derecelik bir açıyla havaya yükselir. Jack ve Rose geminin bu son bölümüyle birlikte okyanusa iner. Jack Rose’un sadece bir kişiyi taşıyabilecek bir duvar kaplamasına çıkmasına yardım eder. Kaplamanın kenarını tutan Jack Rose’a sıcak yatağında yaşlı bir kadın olarak öleceğini söyler. Bu sırada Beşinci Subay Lowe hayatta kalanları aramak üzere bir filikayla yola çıkmıştır. Rose’u kurtarır; ama Jack filika gelene kadar hipotermiden ölmüştür.

Rose ile diğer kurtarılanlar RMS Carpathia ile New York’a götürülür. Rose burada adını Rose Dawson olarak verir. Cal Carpathia‘nın güvertesinde kendisini ararken rastlanır. Daha sonraları Cal’ın 1929 yılında borsanın çökmesiyle servetini kaybettikten sonra intihar ettiğini öğrenir.

Hikayesini anlatmayı bitiren Rose, tek başına Lovett’ın gemisinin kıçına gider. Burada en başından beridir elinde olan Okyanusun Kalbi’ni çıkarır ve denize atar. Yatağında uyurken, şifonyerinin üzerindeki fotoğraflar görüntüye gelir; bu fotoğraflar Rose’un Jack’ten ilham alarak yaşadığı özgür hayatı göstermektedir. Jack’in de ölmeden önce söylediği gibi yatağında ve huzur içinde hayata gözlerini kapar. Bunun ardından genç Rose Titanic‘teki Büyük Merdiven’de Jack ile bir araya gelir ve gemide hayatını kaybedenler tarafından alkışlanırken gösterilir.

 

Yorumlar

Yazıya 2 yorum yapılmış. Sen de fikrini paylaş!

Şeyma nur January 1, 2017

En guzel duygusal filmler

Davidflach March 21, 2017

bunları türkçeden çevirip okumak oldukça zor o yüzden duygusal filmlerin sadece isimlerine baktım